|
 |
|
Sayfalar |
|
|
|
|
|
|
 |
|
Benden 3 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|

YAZISIZ TAŞ
Bunu mu sordunuz;dedi bekçiler.
Epey bir zaman önce,
Belediyeciler getirip gömdüler.
Garibanın biri işte:
Başına da
Bu,destere bozuğu taşı diktiler.
Kimsesi yokmuş Allah'tan başka
Adı nedir,nerelidir bilen çıkmadı
Ölmüş gitmiş genç yaşta.
O yüzden ne isim
Ne de tarih vardır bu taşda.
Biliyor musunuz,
Sımsıkı kapalıymış bir avucu
Ne yaptılarsa açamamışlar
Bize böyle anlattı yıkayanlar.
Bu genç,bu kabirde
Avucunda bir şey saklar.
Yalnız,Biz şahidiz.
Bu kabre,
Bir nur iner,her gece.
Beyazlar giymiş bir genç kız
Sabaha kadar;gözyaşları içinde,
Dört döner bu kabrin üstünde.
Derler ki:
Gencin avucunda bir kalp varmış;
Kızcağız,
Döne döne bu kalbi ararmış.
Ne geleni ne gideni var,garibin
Biz de yetişemiyoruz işlerden
Ama,ister inanın;ister inanmayın
Bu kabristanda,sadece bu kabir,
Dört mevsim böyle tertemiz;
Ve,dört mevsim böyle:
Pembe çiçekler içindedir...

Sazın telinde;Yanar dağlar...
Şöyle bir duruverdimi:
Tunçtan heykel gibiydi;
Dışardan gelmişti efe.
Buralı değildi.
Asıl adı Murat'tı.
Yiğitti,yürekliydi,mertti.
Adını söylemezdi kızanları;
Dışarlıklı efe derlerdi.
Kimseye kötülüğü olmadı,
Hiç can yakmadı.
Sırtında mavzer değil;
İçinde yürek taşırdı...
Günlerden bir gün,
Yüreğini kaptırdı efe.
Kalktı bir vefasızı,
Kalktı bir hayırsızı,
Bir zalimi sevdi ...
Çok sevdi,ölümüne sevdi efe.
Oydu bütün Dünyası
Gece,gündüz;Yaz,kış,
Dağlar,taşlar;
Ekmek aş oydu.
Bilirdi kızanları
Çiçek açardı efe:
Yari düşündükçe.
Aşk üstüne türküler mırıldanır
hatta bir gül gibi kokardı.
Bilemezdi;otursun mu,kalksın mı
Dolanır ha dolanırdı...
Bir gün,
Kara bulutlarla kaplı bir gün,
Bir haber geldi.
Daha da bir karardı gökyüzü.
Haberi getiren kızanın,
Ölü gibiydi yüzü.
Çok severdi efesini;
Yüreği fazla da dayanmadı,
Haberi veremedi efesine,
Çöküp kaldığı yerde;
Teslim etti ruhunu.
Zar zor söylediler:
O zalim,
O vefasız,o hayırsız:
başkasına yar olmuştu.
O günden sonra:
O tunçtan şahinin
Tutmaz oldu kanadı kolu.
Günler geçtikçe eridi gitti,
Ufaldı,ufaldı,ufaldı:
Minicik bir serçe kadar kaldı;
O sarp dağların görkemli kartalı...
Yağmurlu bir geceydi.
Tüm kızanları yatırdı efe.
Nöbeti o gece kendisi aldı.
Anlamıştı olacakları kızanlar.
Uyuyamadı hiçbirisi o gece.
Sadece baba yadigarı dediği,
Aşka dair türküleri
Birlikte söylediği sazını aldı,
O şahin,
O yüce dağların kartalı.
Sanki sürünüyordu.
En sarp kayaya tırmandı.
Buluttan kurtulan ayın ışığında;
Kızanların yaşlı gözlerine,
Bir kartal düştü...
Süzüldü,döndü döndü.
Helallik ister gibiydi kızanlardan,
Veda eder gibiydi,
Dışardan gelen,dışarlıklı efe,
Gider gibiydi...
Göz göze geldi tek tek hepsiyle,
Helaliğini aldı,
Hepsini tek tek kucakladı.
Son kez yükseldi,yükseldi,yükseldi...
Kara bir bulutun arkasında:
Gözden kayboldu gitti...
Çok çok uzun zaman oldu,
Herkesler unuttu dışarlıklı efeyi,
Kızanları da kalmadı.
Ama;
O kızanların torunları,
Söyler dururlar:
Yanık türküsünde bir sazın,
Her gece
Alev alıp
Cayır cayır,yandığını,dağların...
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
Şimdi |
|
|
|
|
|
|
 |
|
HABERİNİZ VAR MI ? |
|
|
|
|
|
|
 |
|
SİNEMALARDA |
|
|
|
|
|
|
 |
|
HAVA DURUMU |
|
|
|
|
|
|
 |
|
TR KARAYOLLARI |
|
|
|
|
|